Archive for July 2007

Türk’ün biri Ginger’ın kopyasını yapmış diye duyduğumda aklıma bikaç yıl önce go-cart pistindeki muhabbet geldi. 2 endüstri, 1 makine bir de kimya mühendisi olarak “yaparız lan biz bu karting arabasından” geyikleri yaparken bir bıyıklı yaklaştı yanımıza… “Biz denedik şase yamuldu” dedi kıllı amca bana…

Dedim malzeme ne kullandınız şasede? Su borusu!

Su borusuyla karting arabasını kasmış yapmış adamlar, japonyadan motor bile getirtmişler ama şase yamulmuş, niyeyse ?!? Neyse ki aşağıdaki ginger kopyası böyle acıklı bir hikaye değil :P

Rahmetli babam yasaklar koymazdı biz büyürken. Kendisi zamanında az haylaz olmadığı için sanırım, yasakların ihlal edilmek için konduğunu bilirdi.

Otur da ders çalış diye baskı yapmadı bana hiç, ben ders kitabının arasına mecmua koyar okurdum derdi, beni zorlasa benim de muhtelif uyanıklıklarla kendisini atlatabileceğimi ya da atlatmaya çalışacağımı bilirdi. Onun yerine başarının hayatımı kurtaracağını kısa ve öz söyler çekilirdi. Onu da çok nadir söylerdi zaten… Konuşmadan da anlayabilirdik biz birbirimizi…

Kahvehane gibi bilardo salonları vardı eskiden. Ben çocuğum olsa gitmesini istemezdim böyle yerlere. Babam ona da karışmazdı tasvip etmese bile, sadece gidip gitmediğimi bilmek isterdi.

Ne kadar sıklıkla, hangi zamanlar gidiyorum, okulu ne zaman asıyorum onu birinci ağızdan bir şekilde öğrenirdi sadece. Böylece kontrol her zaman elinde olurdu.
Hiç sınırı aşmadım, ama şu an biliyorum ki aşsaydım orada müdahale edip beni kurtaracak biri bekliyordu aslında…

API’yi anlamıyor hala geliştiriciler. Binbir güçlükle toparladıkları içeriği API gibi bir nimetle altın tabakta sunmak istemiyorlar. Ya da projelerinin “kurcalanması” fikri hoşlarına gitmiyor. API geliştirmekte harcadıkları zamanın kendilerine nasıl bir geridönüş sağlama potansiyeline sahip olduğunun farkında değiller.

Web2.0′ı alevlendiren en önemli faktörlerden biri de API’ler aslında. Çalmaya niyeti varsa insanların, bizden habersiz içeriğimizi sömürmesi yerine bizim belirlediğimiz kurallar içerisinde, bizim bilgimiz dahilinde çalmalarına izin vermek daha etkin bir çözüm.

Üstelik projenin yaygınlaşmasında da çok büyük desteği var. Tasarım prensibi olarak çok fonksiyon sunmak değil, ihtiyaçlara cevap verecek minimum fonksiyonu sunabilmek asıl maharet… Peki sunulmayan o fonksiyonlar ne olacak? İşte orada API devreye giriyor.

API, servisinizin eksiklerini keyiflerine göre tamamlayacak geliştiriciler kiralamanız demek… Üstelik kira ücretini sizin ödemenize gerek yok, yaptığı ek servisten kazançlarını kendi planlayacak geliştiriciler.

… ve emin olun, dünya çapındaki büyük web2.0 projelerinden gördüğümüz kadarıyla API sunan proje, API’yi kullanan geliştiricilerden daha çok kazanç sağlıyor.

“Dolaylı yoldan! API’nizi parayla sunmaya kalkmayın sakın ondan bahsetmiyorum :)”

Web2.0 paylaşım üzerine inşaa edilmiş bir paradigma, API bu paylaşımın en uç ve en etkin noktası. Geliştiriciler olarak bu konuya daha çok eğilmemiz lazım (özeleştiri!)

Nokta’ya geldiğim günden beri savunduğum bir yaklaşım vardı… Yeni gelişen web’de, buna web2.0 diyoruz aslında, teknik anlamdaki başarıyı getiren iki önemli, farklı faktör var:

1. Sürekli değişim
2. Hibrid tasarımcı kavramı

Sürekli Değişim

Eskiden sağlam bir planlama, tüm fonksiyonlara karar verip analiz etme ve ürünü çıkarma şeklinde işliyordu projeler.

Sonraki versiyon uzun bir süre sonra, yine benzer aşamalardan geçtikten sonra çıkıyordu. Çıkana kadar kimsenin bilmediği, gizli kapaklı hummalı çalışmalar sürüyordu.

Yeni yaklaşımda ise planlama yapılırken detaylara gömülmek yerine:

- ilk versiyonu çıkar
- kullanımı analiz et, ihtiyaçları belirle
- yeni versiyonu çıkar
- kullanımı analiz et, ihtiyaçları belirle
- yeni versiyonu çıkar

şeklinde ilerliyor herşey. O kadar çok versiyon çıkıyor ki, versiyon diye bir kavramı kullanmıyor bile bir çok proje… Versiyonlamamayı “sürekli beta” olarak adlandıranlar bir ara çok modaydı.

Bu, tasarımın defalarca değişmesi demek… Veritabanına eklenen/çıkan yeni alanlar, yazılımın arada bir tepetaklak olması demek.

Buna tasarımcıların ve yazılımcıların kendini hazırlaması ve sürecin doğal bir parçası olarak kabullenmeleri gerek.

Bu “yap-boz”ların hızla gerçekleştirebilmesi açısından framework’ler çok büyük şeyler kattı dünyadaki büyük projelere.
Ya da belki de tam tersi, büyük projeler framework’lere ilham kaynağı oldu. Framework kullanmayan büyük projeler de framework’lerin getirdiği avantajları sağlayan altyapılarını kurarak ilerlediler. Kendilerine özgü frameworkler kurdular diyebiliriz belki de…

Kibrit Tasarımcı!

Ne demek hibrid?? Ah be TDK yetişemiyorsun ne yazık ki gelişen teknolojiye…

“Wepçi” arkadaşlara dedim ki,

….. web tasarımcısı diyelim de ayıp olmasın

Web tasarımcısı arkadaşlara dedim ki, unutun o firmalara sayfa hazırlarken “ben fotoşop’ta yaparım, htmlci sayfa haline getirsin çünkü ben programcı değil sanatçıyım” laflarını…

Artık öyle bir şey kalmadı üzgünüm. CSS’i sevgilisinin yuvarlak hatları kadar bilmeyen web tasarımcısı 5-10 sayfalık kurumsal site tasarlamaktan öteye geçemez. Ajax’ı nerede kullanmaması gerektiğini bilmeyen, actionscript’in kabiliyetlerinden bihaber olan tasarımcı anca “bizim yeğen de yapıyor web sitesi” cümlesinin öznesi olabilir…

Sevgi Kelebeği - bengidiyorum.blogspot.com
sevgi kelebeği

Web tasarımcısı, grafik tasarımcısından farklı olarak, internet gurusu olmalı. Programlamaya, daha doğrusu analitik düşünceye çok ters olmaması lazım. Uçuk kaçık hayal dünyasında yaşayan, sanat kim içindir geyiklerine giren entellektüel sevgi kelebekleri yerine, estetik duygusu güçlü olan ve tasarım ilkelerini bilen, CSS’te organizasyon yapabilen, javascript’te 3-5 satır if-else cümleleri kurabilen programcı-tasarımcı arası ortaya karışık web tasarımcıları hayatta kalacak web2.0′da, web3.0′da ve hatta ‘web9.0.1rc1 build 3425′te…

Bu ortaya karışık yanar dönerli şeye hibrid tasarımcı diyoruz.

Sonuç

Yazılar giriş-gelişme-sonuç şeklinde olmalıdır. Buyrun size sonuç (lisedeyken de nefret ederdim edebiyat derslerinden, öys’de türkçeden top çekmiştim o ayrı…)

Arda Kutsal şu yazısında Türkiye’deki geliştiriciler olarak global ürün çıkarmamız gerektiğinden bahsetmiş.
Altına 3 sayfa huysuzluk yaptım, muhtemelen gıcık oldu Arda bana :)

Global ya da lokal, dünyadaki projelerle yarışacak boyutta proje çıkarmak istiyorsak üşenmeyeceğiz….

Framework’lere geçmek için üşenmeyeceğiz,
2 günde bir tasarım mı değişir canım demeyeceğiz,
Ben sanatçıyım kardeşim kodlama benim sanatımı öldürür diye kendimizi kısıtlamayacağız,
script.aculo.us neymiş ben de yazarım ne var ki’lerle vakit kaybetmeyeceğiz.

Bu iş teknik bir iş… Hem de çok teknik bir iş. “Fikrimgeldi”den öteye geçebilenler Türkiye’nin internetini ayağa kaldıracak olanlardır.

Benden söylemesi
(evet, hem huysuz hem de ukelayım!)

Güzel bir blog: Deziner Folio

Özellikle “Downloads” kısmında, gloss tarzı buton ve ikon sevenler için güzel photoshop stilleri ve ikonlar var. Ayrıca dfGallery de şık ve ücretsiz bir flash slideshow. Flickr, photobucket vs. de destekliyor.