A’dan Z’ye Bir Web Projesi Nasıl Yapılır

Vakt-i zamanında yazdığım gibi, web sitesi yapmak aslında çok zor bir iş değil. biraz eyçtimiyel (HTML) biraz fotoşot, biraz PHP üstüne biraz da siyo (SEO) koduk muydu kralını yaparız projenin…

Öyle değil mi? Değil kardeşim!

Milyonlarca web projesi var ve her gün binlercesi bu listeye ekleniyor. Dolayısıyla aklınıza gelen proje emin olun kesinlikle başkasının da aklına gelmiştir. Ancak her fikir kaliteli bir ürüne dönüşecek diye bir kural yok…

Facebook’un ilk çıktığı zamanları hatırlıyorum da, o zamanlar interneti henüz ele geçirmemişlerdi… “Bu ne len” demiştim üniversite öğrencileri girecekmiş etcekmiş. Üstelik daha etkileyici rakipleri de vardı adı neydi hatırlayamasam da, ama facebook diğerlerini solladı gitti…

Üzerinde çalıştığım, ekibinde yer aldığım onlarca projeyi düşündüğümde şöyle bir yol haritası çıkardım. Eksiği olabilir, eğer eklemek istediğiniz birşey varsa lütfen iletin, eklerim…

1. Fikrin Analizi

Muhteşem bir fikir geldi aklıma. Bir yaparsak var yaa, hiçbişey yapmamıza gerek yok para akacak böyle akacak…

Şu cümleyi hiç duymadıysam en yaz 20 farklı kişiden duymuşumdur. Yani evet fikirlerin birçoğu farklı ve hayal kurduğunuzda harika olacak projeler ama hayal üzerine iş kuramazsınız değil mi?

Bakalım fikrinizin potansiyeli neymiş:

1.1 Rakip Analizi

Rakiplerinizin durumuna göre bir sektöre girerken iki seçeneğiniz var:

  1. “İlk giren” olacaksınız: Daha önce bu konuda ciddiye alınacak bir girişim yoktur.
  2. “Fark yaratan” olacaksınız: Bu konuda çalışan proje(ler) var, ancak fikrinizin ayırt edici bir özelliği var.

Peki hangisi daha iyi?  “İlk gireen” diye bağırdığınızı duyar gibiyim. Özellikle Türkiye’de var olan sektörlere girmeyle ilgili bir kompleksimiz var. Orjinal olmayan fikirlere hemen burun kıvırıyoruz.

Ama aslında ikisinin de kendine göre avantajları ve dezavantajları var:

İlk giren bir projede, eğer güçlü ve analitik bir pazar araştırması imkanınız yoksa işiniz biraz şansa kalmış demektir:

Örneğin fotokritik.com’un tutacağı ile ilgili elimizde analitik hiçbir veri yoktu. Dürüst olmak gerekirse pazar araştırması olarak yaptığımız tek şey

Çok Türk kullanıcı var abi photosig.com’da, fena fotoğraf da çekmiyolar ha

şeklinde içki masası muhabbetinden öte birşey değildi :)

Ama inanılmaz bir kitle topladı, sanki insanlar onu bekliyormuş yıllarca. Türkiye’de bu kadar kaliteli ve fazla fotoğrafçı olduğununun kimse farkında değildi.

Fark yaratan bir projede ise, zaten var olan ürünlerin ne kadar karlı olduğunu öngörmek daha kolay. Dolayısıyla sektörün potansiyeli daha kolay tahmin edilebilir.Bu durumda yapmanız gereken rakiplerin zayıflıklarını ya da eksiklerini bulup oraya yönelmektir.

Buna örnek olarak sinemalar.com verilebilir. Sinema.com ve beyazperde.com gibi iki çok kuvvetli rakip olmasına rağmen eksikler tespit edildi ve  sinemalar.com – yanılmıyorsam – sektöründe lider bir konuma yerleşti.

1.2 Gelir Modeli

İkinci önemli konu projenin nasıl para kazanacağı. Genelde bana bir projeden bahsedildiğinde “reklam” harici bir gelir modeli soruyorum.

Çünkü çakallık yapmayacaksanız reklamdan para kazanmak gerçekten çok zor Türkiye’de. Google reklamlarının tıklama başına ödedikleri rakamlar birçok gelişmiş ülkeye kıyasla çok düşük.

Reklam ajansları ile çalışacaksanız da paranın çok çok büyük bir kısmını ajansa bırakmayı göze almak gerekiyor.

Ama bu demek değil ki reklam kötü bir gelir modeli. Eğer reklam gelir modeli söz konusuysa, girdiğiniz iş aynı bir televizyon, radyo ya da gazete gibi medya sektörü. Zaten o yüzden sosya medya diyoruz ya…

Benim demek istediğim, proje tutsun da, nasıl olsa reklamdan meklamdan para kazanırız dememek gerek…

1.3 Pazar Analizi ve Hedef Kitle

Fotokritik.com sadece amatör ve profesyonel olarak fotoğrafçılıkla ilgilenen kişileri hedefler. Yüksek maliyetlerle kıyaslandığında hedef kitlenin büyüklüğü para kazanmanız için gerekli alt limitin biraz üzerindeyken flickr.com’a baktığınızda, global olmasının dışında, fotoğraf makinesi olan herkesi hedefleyerek çok daha geniş bir kitleye hitap ettiğini görebilirsiniz.

Hedef kitlenizin özellikleri de önemli. Örneğin e-bebek.com’un hikayesine okuduğumda sahibi şöyle birşeyden bahsetmişti (hatırladığım kadarıyla aktarıyorum):

Malum şu aralar daha sakin dursa de Türkiye’de ekonomi fazla dalgalıydı ve her ekonomik krizde de insanlar refleks olarak giderlerini kısarlar. Ancak kısmayacakları birşey varsa o da bebekleridir.

Bebek ürünleri sektörü yazı kışı olmayan, özellikle doğum oranının yüksek olduğu ülkemizde yüksek hedef kitlesiyle önemli bir pazar. Peki ya sizin kitleniz kim ve ne kadar güçlü?

1.4 Pazarlama Stratejisi ve Ziyaretçi İlişkileri (!)

“User generated content”i koydum muydu kullanıcılar doldurur siteyi, bi sürü içerik olunca google da indeksler sayfayı, arama motoru optimizasyonu da yaptık mıydı bu iş tamamdır

Oooldu canım ne kolay değil mi? İnsanların genelde yaptığı en yaygın hata siteyi yapınca insanların sitelerine akın edeceği düşüncesi.

Evet fotokritik.com ya da uzmansorusu.com gibi gelir modelinden önce ihtiyaca yönelik bir projeniz varsa ağızdan ağıza projeniz yayılıyor. Ancak diğer senaryolarda pazarlama ve ziyaretçi memnuniyetini daha en baştan kurgulamanız gerek.

İki hedefiniz var:

  1. Projenizi daha çok kişiye ulaştırmak
  2. Gelen ziyaretçinin sitenize daha sonra tekrar girmesini sağlamak

Proje ilk açıldığında ikinci madde unutulur ve birinci maddeye odaklanılır.

Proje hit almaya başlayınca da sanki herkes siteyi tamamen tanıyor biliyor zannedilir ve “bu site ne işe yarar” gibi bilgiler tasarımdan kaldırılır ya da köşe bucağa saklanır, ikinci maddeye odaklanılır.

Her zaman için bu iki kesimi de göz önünde tutarak bir pazarlama ve müşteri ilişkileri stratejisi oluşturmak gerekli.

  • Pazarlama araçları neler olacak
  • Viral marketing, e-mail marketing, reklam, PR, WOM gibi neleri kullanabiliyorsunuz,
  • İlerleyen aşamalarda neleri hangi durumlarda (ne zaman) kullanacaksınız.
  • Maliyetleri nedir ve avantajları / dezavantajları ne olacak.

Yani özetle projenizi insanlara nasıl  duyuracaksınız. Bunu planlamadan projenizin planlaması hazır gibi düşünmeyin…
Ziyaretçi ilişkileri derken “Müşteri İlişkileri Yönetimi”ne dokundurmak istedim işi. Fiziksel bir ürün yok diye CRM kullanmayacaksınız diye bir şart yok. Burada CRM derken CRM yazılımından bahsetmiyorum.

En basitinden “sizi özledik neredesiniz” başlıklı bir “aylık newsletter”, önemli günlerinde müşterilere erişmek, “satış sonrası hizmetler” gibi üyelik sonrası hizmetler türü birçok şekilde müşterilerinizi projenize tekrar çekmek için neler yapacaksınız?

2. İşin Tanımlanması

Yapılacak iş nedir, hedef nedir, gelir modeli nedir, maliyetler nelerdir, projede kimler hangi görevlerde yer alır (nelerden sorumludur), teknik gereksinimler nedir vb. bilgilerin düzgün ve anlaşılır bir şekilde dokümante edilmesi gerekir.

Bu aşama yukarıdaki fikir analizinin sentezlenerek somut olarak plana dökülmesidir diyebilirim.

Genelde fikir sahibi kişinin kafasında olur tüm bunlar, asla kağıda dökülmez, ya da karman çorman notlar halinde tutulur.

Teknik anlamda bir yol haritası mutlaka yapılır ama bu tarz “genel” bir yol haritası ıskalanır. Böyle bir planınızın olması hem bazı şeyleri atlamanıza engel olur, hem de bir sonraki adımınızı aklınızda tutmanıza gerek kalmaz…

3. Teknik Analiz

Yapılacak işin detaylandırılması: projedeki fonksiyonların listesi ( site haritası ), mockup / wireframe halinde projenin kaba şekli ne olacak belirlenmesi. Bu aşamaya genelde bir sonraki adımdan, tasarım aşamasından sonra geçmek gibi bir alışkanlık var.

Sitede şunlar bunlar olacak, o zaman veritabanı şöyle olsun diye teknik elemanlar veritabanını tasarlamaya başlarlar. Evet verinin tasarımı mutlaka çok önemli ama elinde bir mockup olmadan aslında veri yeteri kadar tanımlı değil.

O yüzden her tür tasarımdan önce (grafik ya da teknik) öncelikle projede neler olacak, ve daha önemlisi neler olmayacak, belirlendikten sonra ister bir mockup / wireframe, ister tasarımın kabası yapılarak projenin ne olacağı netleştirilmeli.

4. Tasarım

Grafik tasarımı, yazılım mimarisinin tasarımı, sunucu altyapısının tasarımı, veritabanı tasarımı. Bir sürü tasarım var elimizde.

Bu tasarımlar yapılmadan büyük boyutlu bir projeye başlamak hüsranla sonuçlanabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, özellikle ışık hızıyla gelişen web teknolojileri söz konusu olduğunda tasarımı daha esnek bir şekilde kabadan inceye doğru gelişecek şekilde tasarlamak.

Yapılan tasarımların, projenin herhangi bir noktasında, büyük ya da küçük ölçülerde değişebileceği baştan göz önünde bulundurulmalı, kabaca tasarımlar yapıldıktan sonra geliştirme işine geçilmeli ve gerekiyorsa geliştirme sırasında tasarım da güncellenebilmeli.

Bu dediğim yazılım mimarisini ve sunucu altyapısının tasarımını tam kapsamıyor olabilir ama özellikle grafik tasarım ve veritabanı tasarımında kesinlikle çok önemli, çünkü bu iki konsept proje ilerledikçe değişikliklere çok daha fazla açık…

Ben bu işi bir heykel yontmaya benziyorum:

  1. Küp şeklinde bir ahşap blok ile başlıyoruz
  2. Önce yuvarlak bir kafa şekli veriyorsunuz.
  3. Sonra boyun girintisini, göz çukurunu, burnu ve kulakların olduğu yerleri ortaya çıkartıyoruz
  4. Tek tek detayları çözüyoruz
  5. En son kaşların, saçların çizgileri, alındaki kırışıklıklara kadar ince detaylara giriyoruz.

5. Geliştirme

Front-end ve back-end geliştirmelerin yapılması, sunucuların kurulması, konfigürasyonu vs.

Burası en standart kısım. Teknik elemanların en iyi bildiği kısım. Burada tek önerebileceğim şey özellikle takım çalışmasına adaptasyon ve örneğin pair programming gibi modern teknikleri en azından bir denemek. (Ben yapamadım içimde kaldı bari siz deneyin :) )

6. Kalite Kontrol

İşte Türkiye’de asla yapılmayan bir işlem.

Yazılan kodun kaliteli olması için bir kalite kontrol mekanizmasının işlemesi gerekli. İşe başlamadan önce bazı standartların belirlenmesiyle kalite kontrol başlar, daha kaliteli kod yazmak için yapılanlarla (örneğin pair programming ve unit testing) ilerler ve başka bir gözün kontrol etmesiyle başa döner.

Başka bir gözün kontrol etmesi ile ilgili olarak Türkiye’de pek alışkın olmadığımız bir durum var. Bu başkası illa bizden daha kıdemli birisi olmak zorunda değil. Ama tabii belli bir kabiliyette olması şart. Farklı bir göz sizin gözden kaçırdığınız birşeyleri yakalayabilir.

Kalite kontrol ile ilgili olarak, unit testing maliyeti inanılmaz arttırıyor.

Ancak SVN kullanılması, hataların bugzilla, mantis, trac gibi merkezi bir “böcek avcısında” takip edilmesi, standart bir yazılım mimarisi kullanılması ve yazılan kodların ikinci bir göz tarafından kabaca bir gözden geçirilmesi bile ilk aşamada yeterli olacaktır.


7. Bakım ve İşletme

Bu konuya da bir makine mühendisi gözüyle bakıyorum. Büyük bir fabrikanın bakım – işletmesi ile bir web projesinin bakım – işletmesi aynı temel prensiplere dayanıyor.

Hata olacak noktaları proaktif olarak (hata oluşmadan önce) bularak gerekli önlemleri almak, sistem çalışırken hakkında gerekli datayı toplamak ve bu datayı sürekli gözlemleyerek bir arıza durumunda anında müdahale ederek sorunu çözmek.

Allahtan günümüzde bakım / işletme  (ve scaling) kolaylıkla outsource edilebiliyor. Örneğin amazon servisleri ya da diğer “cloud computing” hizmeti veren şirketler bu sistemleri size paket olarak sunuyor.

Scaling gerekliyse scale ediyor, donanım arızalarıyla ilgili zaten siz uğraşmıyorsunuz. Ama eğer bu servisleri kullanmıyorsanız sunucularınızı monitör eden programlar kullanmalısınız. Sunuculardaki yükler neler, sunucular hata vermiş mi vs.

Birçok firma / kişi yazılımda oluşan hataları ya loglamıyor ya da bu loglara hiç bakmıyor. Hayırsever bir ziyaretçi e-posta atana kadar haberleri bile olmuyor. Düşününce ne kadar saçma değil mi?

Ayrıca donanım ya da yazılım arızalarına karşı mutlaka yedekli bir yapınız olmalı. Çift power supply, çift ethernet, çifter çifter diskler hatta çift sunucular vs. Bu kısmı maliyetli olduğu için doğru optimizasyon için inisiyatif kullanmanız gerekecek…

1 Yorum

  1. Malesef projelere başlanmadan önce her şey çok yüzeysel düşünülüyor ve çok kısa sürede fikriniz çakılmış oluyor. Her şeyden önce sorumluluğunu bilen, planlara sadık ilerleyebilen bir ekip, sonunda başarıya ulaşacaktır bence. Bahsettiklerinizi ve muhtemelen fazlasını sağlıklı bir şekilde yerine getirme başarısını gösteren ekipler projelerini kısa sürede bir yerlere getirebiliyorlar. Keyifli ve yararlı olabilecek bir yazı olmuş, elinize sağlık.

    Reply
  2. Ozan yazdıklarını satır satır okudum…
    Yazılanlar her Internet (WEB projesi) yapacak olanlara
    temel kulağa küpe olacak şekilde bir yazı…
    http://www.Fotokritik.com ilk üyelerinden (şu anda üye değilim) olarak ‘Alışkanlık Yaratacak’ bir site’nin babası olduğunu çok iyi biliyorum…(ara sıra yinede uğrayım bir göz gezdiriyorum… )
    Proje ‘ Alışkan’lık yaratıyorsa … yada yaşayan sevimli,çekici bir varlık gibi bir psikolojik etki-illüzyon yaratıyorsa başarmışsındır…
    Sen bunu http://www.fotokritik.com la yaptın… (Demon-Emrah’la ne kadar ufak sürtüşmelerimiz olsa da onun varlığıda sitenin bu yaşayan ruhunu, Cadalos’un tatlı muhabbetlerini hiç unutmuyorum… ikisine de görüşüyorsan çok selam ve sevgilerimi iletiyorum)

    Reply
  3. Ozan selam,
    Yazını büyük bir beğeni ile okudum. Buna karşın A’dan Z’ye bir web projesi dediğimiz zaman işin içerisine işin modeli ve gerçekleri ile ilgili değişkenler eklenecektir. Bu örneğin perakende ile ilgili ise depo, stok, lojistik, kargo vb unsurlardır. Hayatında hiç depo görmemiş, hiç bir sipariş toplama süreci içerisinde yaşamamış birisi bunu nasıl gerçekleştirebilir? Nasıl yazabilir? Ya da bir iade/değişim süreci oluşturulmamış bir web projesi nasıl ayakta kalabilir? Web sayfası diyorsan ok. Bir şekilde bir görselci şekillendirir bir yazılımcı yazar dediğin gibi. Web projesi diyorsan öyle kolay değil A’dan Z’ye gerçeklerini anlamak ya da anlatmak inan bana.

    Reply
  4. Re:Cengiz
    Sanırım tanımlarımızda bir uyuşmazlık var. Benim “web projesi”nden kast ettiğim sanırım fakrlı bir şey.

    Ben şahsen verdiğin örneğe bakarak bu yazıdan beklediğinin daha çok “a’dan z’ye web üzerinden iş nasıl yapılır” gibi birşey olduğunu düşünüyorum.

    Çünkü verdiğin örnek bir e-ticaret modeli, ticaretin web ortamına yansıması olarak görüyorum ben onu. O tarz projelerde önplanda olan, evet, klasik operasyonların detayıdır, katılıyorum. Yazılım ve tasarım kısmı işin kolayı hatta birçok paket program bu konuda ihtiyaçları karşılar ya da bu konuda tecrübesi olan bir ajansa ihale edersin anahtar teslimi verir.

    Ama atıyorum bir fotokritik kuracaksan, ya da bir flickr, belki bir sahibinden.com ya da amazon.com, işte o zaman farklı dinamikler giriyor işin içine…

    “Bir şekilde bir görselci şekillendirir bir yazılımcı yazar dediğin gibi” Bu cümlenin tam olarak cevabını yazımın ilk paragrafında okuyabilirsin :)

    “Depocu tutarsın envanteri tutar, kargo firmasıyla da sözleşme imzalarsın yapar bir şekilde” demem nasıl yanlış olursa, “bir görselci şekillendirir bir yazılımcı yazar” demek de o kadar yanlış olacaktır…

    Reply
  5. Baştan sona kadar okudum, son kısımlar daha çok sıfırdan yaratılan tamamen özgün projeler için geçerli. Drupal veya muadili diğer CMS’lerle geliştirilen projelere sunucular, yazılımlar, mimariler dahil olacaksa işin içinden çıkılması çok zor olur. Belki de Türkiye’den uluslararası proje çıkmamasının sebebi bu :)

    Reply
  6. Yazıyı ilgiyle okudum. Şuan üstünde aylardır düşünüp yazıp çizdiğim projelerime büyük katkı sağladınız.
    Projelerimi faaliyete geçirdiğimde sizi bundan haberdar edeceğim.
    Gökhan SAĞLAM

    Reply
  7. Pingback: A’dan Z’ye Bir Web Projesi Nasıl Yapılır | BORAHAN ARSLAN
  8. Dediğiniz gibi Türkiye’de reklam gelirleri oldukça düşük.Türkiye’de kazandığınız 100 Dolar reklam gelirleri yurt dışında aynı götsterim sayısına 400 Dolar vermekteler. Aynı şekilde blogunuzda ki google reklamları Youtube’da ki aynı gösterimde ki reklam gelirlerinin çok çok altında diyebiliriz.

    Reply
  9. facebook ve benzeri uygulamarı silecek bir projem var ama elimden tutan yok yada yahudi değilim ondan

    Reply

Leave a Comment.